Showing posts with label Turkish / Türkçe. Show all posts
Showing posts with label Turkish / Türkçe. Show all posts

Friday, November 28, 2008

VAHİM AMA CİDDİ DEĞİL

HALUK ŞAHİN
26.11.08

Basın özgürlüğü konularında uluslararası gözcülük yapan, geçmişte Türk basınının özgürlük mücadelesinde önemli roller üstlenmiş olan International Press Institute’ün (IPI) direktörü David Dadge İstanbul’da idi. Türkiye’deki Uluslararası Basın Enstitüsü Derneği’nin yöneticisi arkadaşlar Dadge’in basın mensuplarımızla yapacağı toplantının moderatörlüğünü benim yapmama rica istediler.

Toplantı öncesinde bu konuda dünyada son zamanlarda cereyan etmekte olan tartışmalara şöyle bir göz atmak için İnternet’te Google girdim. İngilizce “basın özgürlüğü” gibi bir şeyler yazdım ve çıkan listede ilginç bulduğum ilke siteye ulaşmak için tuşa bastım. Karşıma ne çıktı dersiniz? O meşum yazı:

“Bu siteye giriş yasaklanmıştır.”

Altında da açıklaması:“Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi 04.02.2008 tarih ve 2008/140 nolu kararı gereği bu siteye erişim Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nca engellenmiştir.”

Buyrunuz, 2008 yılının sonlarında, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakereleri yapan Türkiye’de basın özgürlüğü konulu bir siteye giremiyorsunuz!

Bu yeterince absürd! Ama bitmedi. Geri dönüp, “Önbellek’e basınca yasaklı yazı şıp diye karşıma çıktı.

Ey Aziz Nesin, nerelerdesin!

Yasaklı yazıya baktım, meğer iki Yunanlı fikir adamının Noam Chomsky ile yaptığı görüşmenin metni imiş. Sonuna kadar okudum. İçinde Türkiye ya da Atatürk ile ilgili tek kelime olmadığı gibi, başka bir şey de yok: Chomsky’nin ülkemizde onlarca kez yayınlanmış görüşlerinin bir özetinden ibaret!

Ülkemizde ifade ve basın özgürlüğünün durumu aynen böyle: Vahim ama ciddi değil!

Nasıl ciddi olur: Ülkemizin Başbakanı Hindistan yolunda gazetecilere aylardır yasaklı olan YouTube’e girdiğini söylüyor ve onlara da tavsiye ediyor:

“Ben giriyorum, siz de girin!”

Evet, YouTube’ün aylardır katmerli yasaklı olması Türkiye’yi ele güne rezil ediyor, ifade özgürlüğü ile ilgili listelerde Kuzey Kore, Çin, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerle aynı öbeğe konmasına neden oluyor.

Gelin görün ki, bu YouTube Türkiye’de en çok ziyaret edilen siteler listesinde ilk onda! Kapıdan giremezseniz, pencereden, bacadan, duvardaki çatlaktan, damdaki delikten girebiliyorsunuz. Bunun nasıl yapılacağını da internetten öğrenebiliorsunuz.

Internet böyle bir ortam. Site yasaklamak basılıp dağıtılan gazete yasaklamaya benzemiyor.

Ama kime anlatacaksınız?

Bu Internet yasasını yapanların ve onun bir an önce değişmesi için harekete geçmeyenlerin hangi çağda yaşadıklarının farkında olmadıkları anlaşılıyor.

Vahim bir durum. Ama ciddi değil!

Saturday, November 15, 2008

Being There: Letter from A Friend


November 13, 2008

Selam,

Bu siralar firsattan istifade (issizlik + NY’da yasamak) degisik seyler yapmaya calisiyorum. Nerede ise hergun daha once yapmadigim sey yapiyorum. Boyle bir firsat belki bir daha ele gecmez.

Sali aksami bir evsizler evinde gonullu olarak calistim. Bina aslinda bir sinagog, gunduzleri ikinci katini cocuk yuvasi olarak kullaniyorlar. Aksamlari da 10 tane evsizin ayni odada kaldigi bir yurt gibi birsey oluyor. Benim saatlerim aksam 8:30’dan sabah 6:00’a kadardi.

Evsizlerin 2 tanesi beyaz, bir tanesi Latino, geri kalani zenciydi. Once onlarla oturdum, yapilacak/yapilmasi gerek seyleri konustuk biraz. Bazilari orada birkac aydir kaldigi icin ne zaman ne yapilmasini biliyor. Beraber yemek yedik (cereal ve sut), onlar da mikrodalgada isitilan hazir yemeklerden yediler. Hersey onlara bedava. Yatak, yemek, dus vs Sinagog karsiliyor.

Bir tanesinin laptop’u vardi, cep telefonu ve ipod zaten normal gibi. Bu sadece Amerika’da olur!

Saat 10 gibi isiklari sondurmem lazimdi, uyusunlar diye. Ama bir tanesi film getirmis, “Iron Man” diye. Abuk sabuk bir film. Oturup onu izledik yatak odasinda (zaten yatak odasi, mutfak, TV odasi hepsi ayni yer). Bazilari uyuyordu, horluyordu, bazilari bulmaca cozuyordu, bazilari muhabbet ediyordu, bazilari da film izledi. Baktim kimsenin sikayet ettigi yok, saat 11’e kadar filmi izledik ve bitirdik fimi. Sonra onlar yattilar.

Kendi aralarinda hic tartismadilar, bana karsi da cok iyilerdi. Ben de zaten “onu yapma, bunu yapma” demedim. Bazi seylere karismam lazimdi, ama “Offff, adamlar zaten zor hayat yasiyorlar, illa ki her kurala uymalarina gerek yok” diye dusundum. Oyle olunca da beni sevdiler.

Bir tanesi, digerleri yattiktan sonra, bir koseye cekildi, bulmaca cozuyordu. Onun yanina gittim. Bana suclu suclu bakarak ‘Hemen yatacagim, kusura bakma” dedi. Ben de “Onemli degil, benim icin sorun degil” dedim. Sonra gece saat 12:30’a kadar muhabbet ettik. Hayatini anlatti.

Buradaki adamlarin hepsi “Tek Kisilik Oda” plani ile devletin odemelere yardim ettigi odalari kiralamak icin sirada bekliyorlar. Bu bekleme 2-5 yil alabiliyor. O surede sokaklarda, ya da bu sinagog gibi yerlerde gecici kaliyorlar. O tek kisilik odalara ayda $250 veriyorlar. Geri kalan $2000 ini belediye oduyor. Boylece evsizlerin Manhattan’da kendilerine ait apartmanlari olmus oluyor. Guzel plan. Tabi biz Manhattan’a “pahali” oldugu icin gidemiyoruz. Ama onlar gidiyor. Olsun varsin.

Bulmaca-adam yillarca evsiz yasamis, NY’da. Central Park’da yattigi gunleri anlatti. Uzerine yattigi beton yerleri kiyasladi, nerenin betonunun daha iyi oldugunu anlatti. Betondan betona fark varmis. Bir keresinde yagmurlu bir gece saat 3 gibi uyanmis, etrafini su basmis, hem sagindan, hem solundan su irmak gibi akiyormus. Battaniyeleri islanmis. Sehirdeki diger baska evsizleri biliyor, onlari anlatti; “Bu adam 20 yildir sokakda, su kadin ilk baslarda cok guzeldi, ama su an yuzu cok yaslandi vs.”

Sinagog’dan cok memnun, ozellike sokakda yatmayla kiyaslayinca. Sinagog yasaminda degistirmek istedigin ne var diye sordum. Dusundu, dusundu, herseyden cok memnunum dedi en sonunda. Erken kalkmak zor olmuyor mu dedim. Sorun degil dedi. Tek istedigi sey camasir yikayacak bir yeri olmasi. Bir de bazilari cok horluyor, onun cozumu de kulaklarina pecete dolduruyor.

Bir sonraki sabah 5:30’da bir kisi haric hepsi kalkmisdi. Yataklarini vs. hepsi kendisi topladi, sessiz, sakin, itisme kakisma yoktu. Cok medeni adamlar, ciddi ciddi surpriz oldum biraz.

Sonra hala uyuyan adami kaldirdim. Hic acelesi yoktu. Bana verilen gorevlerden biris bu adamlarin hepsini sinagog’dan 6’da disariya cikarmakti. Hepsi gitti, ama o yavas adam acele etmedi. Ben de zaten acele ettirmedim, muhabbet ettik o yatagini yaparken, pantalonunu giyinirken. Ne yapacaksin bugun dedim. Dedigi “Ilk once Starbuck’s gidecegim, saat 9’a kadar oradayim. Sonra 9’da kiliseye gidecegim. Orada pinpon, bilardo, TV ile oglen 3’e kadar zaman gecirecegim. Belki biraz sandalye uzerinde uyurum. Oglen yemegini orada yiyecegim. Sonra da yarin aksam tekrar buraya gelecegim” dedi.

Bana sen nerelisin dedi? Ben de Turk’um dedim. Istanbul’mu diye sordu. Yok Ankara dedim. Bana “Yav, siz niye Istanbul’u falan Yunan’lilarin elinden aldiniz? Haksizlik degil mi bu? Niye Yunanlilari kovdunuz?” dedi. Ben de “Ohh, onlar eski olaylar, koprunun altindan cok sular gecti” dedim. Ayrica Yunanlilar istedikleri zaman Istanbul’a bizi ziyaret edebilirler dedim, sakasina. Ama adam bana kil kil bakti.

Sonra soyledi bana: Gunduzleri gittigi kilise Yunan kilisesi imis. Zavalli evsizin beynini yikamis Yunanlilar.

Optum,
Volkan